31 Ekim 2010 Pazar

17. SAYI (KASIM - ARALIK)

EDEBİYAT ORTAMI’NDAN

Bize ait olmayan bir yaranın acısını çekemesek bile varlığını hissedebilir ve anlayabiliriz. Çünkü insan gerçekten ‘başkası’dır. Tıpkı Arthur Rimbaud’nun dediği gibi: ‘Ben bir başkasıdır’. ‘Başkası’ olarak kendimize biçeceğimiz konum, kendimiz olarak varlığımızı anlamayı ve anlamlandırmayı da belirler. Salt kendimiz olarak çıkacağımız yolda kendi yolumuzu bulmamız mümkün olmayabilir. ‘Salt kendisi olarak insan’ gide gide bir ‘hiç’e de varabilir. Bu, fıkrada anlatılan o ‘hiç olma’ durumuna da benzemez üstelik. Sen kimsin demişler üstada, o da ‘hiiiç’ demiş. Peki sen? Ben şuyum. Dahası? Şu. Biraz daha? Bu. Peki sonunda? ‘Hiç’ demiş karşıdaki de. Üstad demiş ki ‘ben şimdiden hiçim.’
Asıl soru şu galiba: Karşıda gerçekten biri var mı ki biz de ‘başkası’ olarak yerimize geçelim?
Cahil kendini savunurmuş. Ârif özünü eleştirirmiş.
Herkes kendi yarasından acı duyar. Ama herkesin bir yarasının olması acının ortak olduğu anlamına gelmez. Kimin nasıl ve neden acı çektiğini bilmek, anlamak ve hissetmek gerekir ama acının gerçek bir yaradan mı yoksa düzmece bir durumdan mı kaynaklandığı da sorgulanmalıdır.
İnsanın acıyı savunması, ona sahip çıkması bildik bir şeydir. Ama bu çabaya sahteliğin karışması nasıl önlenecek? Gerçekle sahte olan nasıl ayrıştırılacak? Gerçeğin apaçık görünmesinin tek bir yolu vardır: Acının insanı savunması.
Acıyan yerini işaret ederek acıyı görünür kılmaya çalışanın başkalarını ikna etmesi gerekir. Ama bizatihi acının içinde var olanın herhangi bir izaha ihtiyacı olmaz. Çünkü acı tek başına, salt kendisi olarak var olduğunda ikna etme zahmetinden arınır.
Sözlerimizi bir örnekle anlaşılır kılabileceğimizi sanıyorum. Bu örnek Habeşli Bilal’dir. Acı, onu savunmuştu.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘acıyla’ kurduğu ilişki ve bu ‘acıyı’ tanımlama ve dillendirme biçimi bugün yeni bir şekle doğru evrilmeye başlamış görünüyor. Henüz hatları pek belirgin olmayan bir şekil bu. Belirgin değil çünkü acıyla kurulan ilişkinin mahiyeti net değil.
Acının insanı savunduğu yerden gelen bir siyasetçi, bir şair veya bir bilge ‘gündüzü geceden sıyırıp alan’ gücün rahmetini bize getirecektir.
M.A.

0 yorum: