30 Haziran 2010 Çarşamba

15. SAYI (TEMMUZ-AĞUSTOS 2010)


EDEBİYAT ORTAMI’NDAN

Edebiyatın bir karşılığının kalmadığı, hatta bittiği, dile getiriliyor zaman zaman. Dergilerin satış rakamlarının, yayınlanan yazı ya da şiirlere okurun ilgisinin ve kitap satışlarının azlığı ile internet kullanımının yaygınlığı vb. hususlar da bu kanaate dayanak olarak öne sürülüyor. ‘70’li ve 80’li yıllarda şiir kitapları veya edebiyat dergileri ortalama üç bin basılıyorken bu rakamların bugün binlere hatta beş yüzlere düşmüş olduğu vurgusu da söz konusu kanaate bir dayanak olarak kullanılıyor. Üstelik bu kanaat sahiplerinin bir kısmı önemli edebiyat adamları. Durum böyle olunca, ister istemez duraklıyor insan biraz. Düşünüyor.
Bu düşüncelerin temelinde insanın zaafa uğradığı/uğratıldığı, ilgisinin yönünün ve niteliğinin değiştiği/düştüğü tespiti yatıyor bir bakıma. İnsan ‘düştü’ denmek isteniyor.
Bu tür şeylerin dile gelmesi yeni değil aslında. Gerek söz gerek yazı ile öteden beri ifade edilir.
Dergi ve kitap satışlarının bir ortalaması alınsa da geçen günlerle bugün arasında satış açısından ne tür farklılıklar olduğunu görsek. Gerçi görsek nolacak ki! Edebiyatın karşılığını rakamlarla tespit etmeye kalkışmak da başka bir açmaz çıkarabilir karşımıza.
Sanırım edebiyatın karşılığının kalıp kalmadığı, ya da edebiyatın bitip bitmediği meselesi biraz da şu çok bilinen soruya verilecek yeni cevaplara bağlı: Edebiyat var oluşunu okur ihtiyacına mı, edebiyatçının kendini tanımlama biçimine mi borçludur? Ve dahası: Edebiyat insanda neye karşılık gelir?
*
Geçen sayımızda bir bölümüne yer verdiğimiz ‘Kur’an’ın Cahiliye Şiirini Etkilemesi’ başlıklı yazının ikinci ve son bölümü yer alıyor bu sayımızda: Muhadram Şairler. Mahmut Yavuz’un bu önemli incelemesinin şiir üzerine yapılacak yorumlara katkısı olacağını düşünüyoruz. ‘Muhadram şair’ tanımı önceki bölümde yer almıştı. Bu bölümde örnekleri üzerinden değerlendirme yapılıyor. Peygamberimizin, kendisine şiirlerini okudukları Umeyye hakkında sahabeye söylediği ‘Az kalsın Umeyye Müslüman olacaktı’ hadisi, şiire bakışımız ve şiirin taşıdığı imkânlar üzerinde düşünürken önemli bir eşik olarak duruyor. Şiirin peygamberin huzurunda delil ve değer ifade ediş biçimi, bir bakıma, şiirin geleceğin sürekli zafer kalelerinden biri olacağını da ifade etmiş olmuyor mu?
*
Bu sayımızın şiirleri İrfan Çevik, Emre Döğer, Mustafa Özçelik, Kahraman Çayırlı, İdris Ekinci, İmdat Akkoyun, Mahmut Yavuz, Abdussamet Bilgili ve Gürhan Bıyıklı’ya ait.
Ömer Kemiksiz’in Sokağımı Geri Verin başlıklı yazısı sokağa bir güzelleme. Tatlı bir deneme. Bu yazıların devam etmesini diliyoruz. İrfan Çevik yanılma üzerine yazdı. İdris Çakmak ise korumacı dil algısını eleştirdi. Merve Koçak Kurt’un Ömer Erdem şiiri hakkında yazdığı yazı bir okurun duygularını dile getiriyor. Faruk Uysal ise Taşkent Defteri başlığı altında yazdığı gezi yazılarına devam ediyor.
Bu sayımızda üç öykü yer alıyor. Öyküler Sadık Yalsızuçanlar’a, Bülent Ata’ya ve Yunus Emre Özsaray’a ait.
Sâlik Yola Düşünce adlı ilk öykü kitabıyla dikkatleri çeken Yılmaz Yılmaz bu sayımızın söyleşi konuğu.
Turan Karataş’ın kitap değerlendirmelerinin yer aldığı yazısının başlığı Kitaplar… Kitaplar… şeklinde değişti. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz.
İyi okumalar.
M.A.

0 yorum: