Edebiyat dünyasında; 2009 yılını dergiler, hikaye, roman ve şiir kitapları, hikaye, şiir ve roman üzerine tanıtım kitapları yayımlandı. Ayrıca sempozyumlar, paneller ve kitap fuarları düzenlendi fakat dergilerde şiir diye okura sunulan metinlerin şiir olup olmadığına dair yapılan tartışmalar 2009 yılının en çok dikkat çeken konusu oldu. 2010 yılına yeni kitapları giren edebiyat dünyası daha ilk aylarında şiir yıllıkları ile hareketlendi. Edebiyat dünyamızda henüz derli toplu bir öykü yıllığının eksikliği yaşanırken; şiir yıllıklarına her geçen yıl bir yenisi ekleniyor. Bu yılda şiir yıllığı kervanına yenileri katıldı.
Baki Asiltürk tarafından hazırlanan “2009 YKY Şiir Yıllığı”, Mustafa Aydoğan tarafından hazırlanan “Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2010”, Hakan Aslanbenzer tarafından hazırlanan “Türk Şiiri 2008–2009” şiir yıllığı, Veysel Çolak tarafından hazırlanan “Şiir, Şaire Bırakılamaz” 2009 Şiir Yıllığı, Şeref Bilsel ile Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan “Şiir Defteri şiir ve hayat 2010” ve Mustafa Fırat tarafından hazırlanan, “Şair Dağın Doruğun 2009” şiir seçkisi 2010 yılında yıllık kervanına katılan başka bir çalışma oldu. Mustafa Fırat her ne kadar “Bir yıllık da hazırlayabilirdim ama bunu hakkını vererek yapmaya çalışanlar vardı. Onların alanını işgale yeltenmek yerine kendi ‘şiir okuma’mı sundum” (M.Fırat, Şair Dağın Doruğun 2009, s.12.) dese de ortaya konulan çalışmanın mevcut yıllıklardan bir farkı olmadığı açıkça görülmektedir. Çünkü bütün yıllıklar bir ya da iki kişi tarafından hazırlanıyor ve bir kişinin şiir okuma anlayışını yansıtıyor.
Yıl içerisinde dergilerde şiir kalitesinin her geçen gün düştüğünü vurgulayan yazılara rastlanırken yılsonunda bütün bir yılın fotoğrafını ve dökümünü yansıtmaya çalışan yılıklar; günümüzde yazılan şiirin niteliği noktasında buluştu. Şiir yıllıklarında yer alacak şiirlerin ideolojik kaygılarla taraf olama yıl içinde yayınlanan bütün dergilerin titizlikle taranması; şiirin biçimi, kurgusu, içeriği, özgün ve yeni imgelerle şairin kendi sesini oluşturmuş olması ve şairin tanınıp tanınmaması konusunda odaklanan tartışmalar 2010 yılında daha çok şiirin niteliği üzerine odaklanmış gözüküyor.
Mustafa Aydoğan tarafından hazırlanan “Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2010” 2010 yılında başlangıcında şiir yıllıkları ile hareketlenen edebiyat dünyası bir kez daha günümüz şiirinin niteliği tartışıyor. Şiir yıllıklarında yer alacak şiirlerin seçiminde hakkaniyet ve samimiyettin esas alınması gerektiğini vurgulayan Mustafa Aydoğan, “Bir yıl içinde dergilerde yer alan şiirlerin, şiire ilişkin tartışma ve yorumların derlenmesi, yorumlanması ve seçilen örneklerle bunun okura yansıtılması” (Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2010, s.12) amacıyla yola çıkan Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı günümüz şiirine dair tartışmalarını alevlendiriyor.
Son yıllarda şiirin saçmaya ve anlamsızlığa dayandığını, bilhassa gençler arasında artık sözün ‘abesle iştigal etme’si itibar edilir bir meziyet olarak algılanmasından yakınan Eleştirmen Turan Karataş’ın 2009 yılının şiirini değerlendirdiği, ‘2009’un Şiiri ve Birkaç Kitap Üstüne’ yazısında “Evet, bu günün şairlerinin yarıdan çoğunun, anlam diye bir kaygıları yok. Nasıl söylemenin yanında ne söylediklerini hiç mi hiç ‘dert’ etmiyorlar. Bunu şuradan çıkarıyorum: şiirleri okuduktan sonra gözlerimi kapayıp düşünüyorum: Bu şair bana ne söyledi? Bu şiirden ne duydum? Bulutsu bir anlam halinde dahi olsa bu şiirden zihnimde kalan ne? Maalesef bu sorulara olumlu cevaplar veremiyorum”.
Günümüzde çoğunlukla insana, okura uzak bir şiirin yazıldığını, tema yoksulluğunun şiirde müzmin bir hastalık haline geldiğini, şiirin bütünlükten yoksun, duygudan uzak, birbirinin benzeri bağlantısız imgeler ve bağlantısız dizeler yığını olduğunu belirten Karataş, “Anlaşılması mümkün olmayan bu şiirin ilerde anlaşılıp değerinin bilineceği yollu bir inanış var bu şiirlerin sahipleri arasında. Buna inanan şairler için şiir söylemek, büyük/ iri ve şaşırıcı laf etmekten ibaret. Bir başlık altında yan yana, alt alta getirilen / dizilen tuhaf ifadelerin birbirleriyle anlamsal bir bütün oluşturmaları, bir tema etrafında toplanmış olmaları gerekmiyor. Başlık diye seçilen sözün veya söz grubunun altındaki dizelerle anlamsal bir ilgisinin olması da çok önemli değil. Çoklarınca sözün artistik olması yetiyor. A şiirinin yarısını, başını veya sonunu B şiirine eklerseniz ya da benzer değiştirmeleri farklı şiirlerde yaparsanız metnin yapısında bir bozulma olmuyor. Çünkü, zaten bu kabil şiir diye tertip edilen sözler topluluğu “tuhaf” olmaktan başka bir özellik taşımıyor. Bir acayiplik de, benim hissettiğim, bu arkadaşlar bilhassa gençler “şiir yazmasalar öleceklerini” sanıyorlar.
(haberkaynagim.com)
0 yorum:
Yorum Gönder