1.Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
1978 yılında Samsun’da dünyaya merhaba demişim. Fırıncı bir baba ile ev hanımı annenin evladıyım. Yüksek tahsilimi Kırıkkale’de Elektrik bölümünde başlayıp Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladım. Halen ürün tasarımı ve danışmanlığı yapan firmada iletişim sorumlusu olarak çalışmaktayım.
2.Şiir yazmayı tercih etmenizin en önemli gerekçesi nedir?
Edebiyat sevgim lise yıllarımda ablamın beni okumaya teşvik etmesi ile başladı. Ondaki okuma tutkusu ve edebi tavrı benimseyişim, şiir yazmamın kapısını araladı. İçinde sıkıştığım yavan ve ufuksuz dünyadan şiirin kanatları ile çırpınarak çıktım. Kelimelerin anlamı derinleştikçe ruhumdaki dalgalanmalar artarak kayda dökülmeye başladı. Hülasa sistemli programlı bir şiir yazma uğraşım olmadı. Yazdıkça kelimeler beni edebiyatın şiir minderine yerleştirip bıraktı.
3.Sizi etkileyen şairler kimlerdir?
Ruh dünyamı alevlendiren şair Üstad Sezai Karakoçtur. Sonrası sadece beğeni ve sempati.
Beğendiğim şairler: Rilke, Valery, Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Nurullah Genç.
4.Para mı, iltifat mı, kabul görme mi? Ya da başka bir neden… Ödül almış olmanın karşılığı nedir sizce?
Ödülün veriliş nedeni ile kabul etme sebebinin birbirini tamamlaması lazım gelmeli.
Yaşadığımız dünyanın kabul edilmez sığlıklarına başkaldırmak, kalbin inceliklerine tükürmenin zavallılığına üzülmek ve ruh iklimimizin kutsallığını ifade edebilmek için şiir safında bir araya gelmektir asıl olan. Bu minvalde düzenlenen ve takdim edilen ödülleri birbirimizin sesini duyup tanışabilmemizin sebebi olduğu için önemsiyorum. Gerisi alışveriş.
ELİF’İN SERÜVENİ / Hakan ATASEVEN
Hayatın başlangıcında bir tek elif vardı.
Yalnızdı.
Sonra söz oldu.
Ondan sonra ruhuna kavuştu yazı.
İşte her şey böyle başladı.
Kendi korkusunda büyüyen ayna sözle göründü
Işıltıyla kopan sesler harflere,
Gök kubbeye,
Yer yurduna, güneşe ve aya, su balçığa dönüştü.
Her yer sis ve sesten buluttu.
İsimler tekbir ses, sesler tekbir işaretti.
Zaman kendisine bahşedilen sırrı sonsuzlukta unuttu.
Kelime et ve kemiğe büründü.
Yer ve gök havayla ayrıldığında, kelime sukuttu.
İşaretler bir hece taşına düştüğü vakit
Harfler sesleri ayrıştırıyordu.
Ve o zaman insan yağmurdan korkmamayı öğrendi.
Anlamını söktü kelimenin,
Çünkü insan kelimeydi.
Kimse söylemedi
Bu yolculuk ne zaman başladı.
Fakat bilinen bir gerçek vardı.
İnsan bu yolculukta bir sığınak kadar yalnızdı.
Kimsenin bilmediği bir mağaraya girdi insan
Adını kendi koydu bu mağaranın “ körler tapınağı”
Yorucu bir sefer dönüşü gibi düşünce yatağa
Bilinen sona dokunmuş gibi irkildim
Tüm dalları kırılmış ruhum üflendi boşluğa
Hüzünle ilgili zamanın pusulasını göstermedi saatim
Güne ses verir kelimeler ve karışır akşama
Bitkindir zaman bu sarhoşluğun gerçeğini taşımaktan
Dilini uzatır utanarak hayatın lisanına
Yaralı kuşlarıyla bekler şehrini insan,
Ruhunun ağırlığını kaldıramaz olur kalabalıklar arasından.
Mahremi yırtılınca gecenin topraktan yıldıza,
Tevbesini tuttu, bir tek elifi hatırladı insan.
(2009 Şiir Ödülü- Birincilik Ödülü)
09 Ekim 2009 Cuma
SÖYLEŞİ/Hakan ATASEVEN
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder