EDEBİYAT ORTAMI/ Hicabi Kırlangıç
Ankara’da öteden beri edebiyat dergileri yayımlanır. Üstelik sıradan dergiler değildir bu dergiler. Edebiyat, Mavera, Aylık Dergi ve başka dergiler, Ankara’da ve Türkiye’de önemli işlevler üstlendiler bir dönem. Kimi tek adam dergisi olan, kimi de işleri şûra ile yürütülen bu dergilerin ortak bir özelliği vardı. Kendi çapında bir okuldu bu dergilerin her biri.
O dönemde Ankara, belirleyici bir rol de oynuyordu edebiyat ortamı açısından.
Daha sonra ne olduysa oldu, bir fetret dönemine girildi. Heves ürünü olmaktan öte gitmeyen kimi dergileri saymazsak uzun süre dergisiz kaldı Ankara’nın edebiyat dünyası.
Son zamanlarda ise yeniden bir canlanma yaşıyor edebiyat dünyası, özellikle de Ankara. “Son zamanlarda” tabiri aslında uzunca bir zaman dilimini kapsıyor. Bu zaman dilimini Hece dergisiyle başlatmak gerekiyor. Özel sayılar dergisi unvanını verebileceğimiz Hece on üç yaşında olduğuna göre uzun bir zamanı kapsıyor bu “son zamanlarda” tabiri.
Hece çok önemli işlevler üstlendi bu zaman içerisinde. Fakat artık “okul dergi” diyebileceğimiz dergiler dönemi kapandı mı, sorusunu sorduran bir yapısı da var Hece’nin. Okul-dergiler, amatör ruhun ürünüydü elbette. Amatör ruh bir yere kadar iyidir, ama bazı sıkıntıları da bünyesinde barındırır. Bunun örnekleri çoktur. Bu yazıda bunlara girmeyeceğim, ama ilerde ihtiyaç olursa bu konuyu başka ortamlarda tartışabiliriz.
Biz tam okul-dergiler dönemi kapandı mı diye sorarken, yeni bir dergi çıktı sahneye yine Ankara’da. Edebiyat Ortamı.Edebiyat Ortamı, aslında çok zaman önce sahneye çıkmıştı. Server Vakfı bünyesinde, vakfın yönetim kurulu başkanı Sayın Mehmet Ali Bulut’un fikrinin sonucu olarak, Ali K. Metin yönetiminde 1997 yılı boyunca her ay yayımlanmıştı Edebiyat Ortamı.
O zaman benim de kıyısından köşesinden dâhil olduğum bu dergi tecrübesi pek başarılı bir tecrübe sayılmaz elbette. Bu nispeten başarısız tecrübeden sonra yine Server Vakfı ve yine Mehmet Ali Bulut, sanırım yükümlülük duygusuyla yeniden harekete geçti ve ikinci Edebiyat Ortamı dönemi başladı 2008’de.
Dergi bu kez iki ayda bir yayımlanıyor şair Mustafa Aydoğan’ın yönetmenliğinde. Kapağından sayfa düzenine, ekibinden yazı kadrosuna varıncaya dek daha umut verici bir hali var yeni derginin. Hatta denilebilir ki adı dışında eski dönemle bir alâkası yok.
Bütün bunlar sevindirici ve güzel de, Edebiyat Ortamı dergisinin, “Okul-dergiler dönemi kapandı mı” sorusunu geri almamıza yol açacak nesi var da ben umutlandım? Dergi çıkmaya başlayalı tam bir yıl oldu. Gözlemlediğim şu: Bu dergi, bir dergi, yani edebî ürünleri deren, bir araya getiren bir süreli yayın olmaktan ziyade, edebî bakış ve duruş sergilemeye çalışan bir düzlem, bir ortam olmaya çalışıyor yayımladığı ürünlerle.
Dergi yönetimi, geleceğe yönelik kaygılar taşıdığını hissettiriyor sayılarıyla. Ayrıca İslam dünyasının kültür bunalımı üzerine kafa yoran bir ekip izlenimi veriyor dergi ekibi.
**
Nicedir dünyanın kalbi İslam dünyasında atıyor ve son zamanlarda bu kalp atışı, kalp çarpıntısına dönüştü. Müslüman toplumların ve özelde bizim toplumun durumu hiç de iç açıcı değil bu çarpıntı karşısında.
Çözüm üretmek için yeterli donanıma sahip değiliz. Bu donanımları kazanmada kültür ehline, ediplere ve aydınlara büyük sorumluluklar düşüyor.
İflas ile karşı karşıya kalan tüccarlar eski defterleri karıştırırlarmış. Bizim de pek çok açıdan iflasa sürüklenmekte olduğumuzu kim inkâr edebilir? Bu iflas tehlikesi karşısında toplumun yazarları, aydınları ve düşünenleri de eski defterleri karıştırmalı değiller mi?
Demem o ki eskiden söylenmiş sözleri yeniden düşünmeli ve bunlardan yola çıkarak yeni sözler, yeni düşünceler üretmeliyiz. Büyük mesneviler, kasideler, gazeller, bize yeni şiirler, öyküler, romanlar ve sinema eserleri olarak geri dönmeli.
İşte Edebiyat Ortamı bu kaygıyı taşıyor gibi geliyor bana; bu kaygıyla atılmış küçük, fakat değerli bir adım. Büyük ârif Ebu Said Ebu’l-Hayr’ın dediği gibi: “Kalkıp bir adım atandan Allah razı olsun.”
(www.tyb.org.tr, 30 Ocak 2009)
DERGİLERİ İNCELEME RAHLESİ/ Mustafa Celep
Ankara’da yayın hayatını sürdüren Edebiyat Ortamı Dergisi, sessiz ve derinden yürüyüşüne devam ediyor. Dergi önemli yazılara yer veriyor bünyesinde. Aslında hiç de sessiz bir yürüyüş değil bu. Edebiyat Ortamı, Cahit Zarifoğlu’ nun Mektuplarına yer vermekle okurlara taze bir heyecan , yeni bir renk kattı. Biz bunu derginin yeni bir atılımı olarak görüyoruz. Mektupların yayınlanması , aynı zamanda yeni bir hamledir kanaatimizce. Benim asıl üzerinde duracağım şey, Zarifoğlu’nun Mavera dergisinde , dergiye gelen ürünleri değerlendirdiği Okuyucularla köşesinde yazdığı yazılar. Mektupların kitap bütünlüğüne kavuşması tabii ki hepimizin arzusu. Üstelik şairin oradaki iradesi ve kararlılığı karşısında çoğumuzun öğreneceği bir şeyler mutlaka vardır. Bu çalışmanın dergi yöneticilerini ilgilendiren bir tarafı da var. Özellikle bir edebiyat dergisinin idaresi,devamlılığı, dağıtımı, yönlendiriciliği, özverisi ,teşvik edişi ,sevk edişi, gibi bir çok konularda öğretici yönleri var. Ancak Zarifoğlunu’ nun Okuyucularla köşesinde yazdığı yazıların kitap bütünlüğüne ulaşmasını , şairin şiire yaklaşım biçimini,önerilerini,tavsiyelerini ,eleştirilerini,kuşatıcılığını,kucaklayıcılığını, şiir görüşünü yansıtması bakımından daha çok istiyor,daha çok önemsiyorum. Bu , aynı zamanda genç şairler için de önemli. Sadece şiir gençleri için değil eleştirmenlere de seslenen bir tarafı o yazıların. Eleştirmenler de o yazılardan kendilerine düşen payları alacaklar ,nasipleneceklerdir. Zarifoğlu’nun kendisine gönderilen şiirleri ele alış biçimi, yaklaşım tarzı her bakımdan öğretici olurdu doğrusu. Ben de Edebiyat Ortamına bu yazıların da bir kitap şekline dönüşmesi yönünde öneride bulunabilirim. Üstelik bu, şiirin gizli has okuyucuları için de beklenen bir şey. Harika olurdu, verimli olurdu, besleyici olurdu.
Edebiyat Ortamı, sessiz yürüyüşünü eleştirel çalışmalarla tetiklemeye devam ediyor. Edebiyat Ortamı , büyük işler yapıyor aslında. Dergide yayınlanma imkanı bulan şiir değerlendirme-eleştiri yazıları , Edebiyat Ortamı’na eleştirinin özellikle modern eleştirinin kalesi olma yönünde ivme kazandırıyor, güç veriyor. Dergide sözümüzü teyit eden yazılar da mevcut. Arif Ay’ın Şiir ve Tahkiye , A. Cüneyt Issı’nın İlhan Berk Şiiri Üzerine ,Arif Ay’ın ve Turan Karataş’ın düzenli olarak yazdığı Dergiler Arasında ve YazıSaati bölümleri Edebiyat Ortamı’na canlılık katan çalışmalar. Arif Ay’ın Sezai Karakoç şiiri üzerine yazdığı yazıya bir işaret koyalım. Zira Arif Ay’ın yazısını önemli kılan , yazının genelini kapsayan manifesto havası. Çağımıza ilişkin diri cümleler kuruyor Ay.
Dergiye şiirleriyle katkıda bulunan isimler şöyle:Osman Sarı, Emre Döğer, Gözde Burcu Narin, Mehmet Aycı, Fatih Yavuz Çiçek, Sedat Turan.
Edebiyat Ortamı’ında dikkatimi çeken,ilgi duyduğum,uğraş edindiğim alan itibariyle önemli bulduğum, aynı zamanda kim ne derse desin 2008’in en iyi,üzerinde düşünülmeğe değer poetik metinlerinden olan İsmail Karakurt imzalı Korkunun İpinde İçimizi Gören Jonglör adlı yazı oldu. Nefis bir yazı. Karakurt yazısında bakın ne diyor: ‘‘Ne zaman ki şiir , bir devingenlikle,bir hava ile şairin hayatını dört bir yandan kuşatır; işte böyle bir durumdayken şair, iyi bir şiirle insanların içini görür yahut da insanların içlerini görmesini sağlayabilir.’’ Karakurt , şiir-gerçeklik-okuyucu ilişkisini ele aldığı yazısında bizi bir kez daha dünya geçekliği ve imge-rüya konusunda düşünmeye çağırıyor. Edebiyat Ortamı’ında bu tarz yazılar çoğalmalı diyoruz. Bu yazılar aynı zamanda dergiye ağırlık veren düzey kazandıran yazılar.
Edebiyat Ortamı’nın bu derinlikli yürüyüşünü yürekten destekliyoruz.
(mncelep.blogcu.com 30.11.2008)
O. SARI’NIN NURİ PAKDİL GÜZELLEMESİ/ İsmail Kıllıoğlu
Sanat, edebiyat ve düşüncenin “mutfak”ı şeklindeki yerinde nitelendirmenin konusu olan dergi, bir kaç özgün örneği de olmasa zihnimizden handiyse silindi silinecek bir noktadadır, denebilir. Anadolu kentlerinin bazılarında bir kısım kuruluşların desteğiyle yayımlananlar hariç, ülkenin dört bucağına ses salacak dergi sayısı üç-beşi geçmez sanırım. Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Bir Nokta bunların başında gelirler. Yıllardan beri yayımını sürdüren bazıları görünüşte tüm ülkeye sesleniyor gibidirler, ama sesleri öyle ölgün, devinimleri öyle durgun ki, hitab ettikleri okuyucularının, kalmışsa eğer bir nebzecik heyecanlarını kemire kemire betonlaştırıyorlar.
Edebiyat Ortamı’nın, süresi gereği iki ayda bir yayımlanan Kasım-Aralık, 5. sayısında Osman Sarı’nın, yazılışı eski olan “Özleyiş” şiiri yayımlandı. Şiir Nuri Pakdil’e içten, derinden, yürekten kopup gelen bir bağlılığı, dostluğu, hak ve kadirbilirliği özümlemiş bir özleyiştir. Ama benim imgelemimde çağrıştırdığı duygu “Nuri Pakdil Güzellemesi” olarak dile geliyor. Şiiri, okuma imkan ve fırsatından yoksun olanlar için buraya almayı uygun buldum. Dergide Arif Ay’ın “Şiir ve Tahkiye” başlıklı yazısı, Türk şiirinin ölü bir doku gibi oluşmaya yüz tutmuş ciddi bir sorununa dikkat çekmesi ve öneride bulunması bakımından mutlaka okunmayı gerektiriyor. Geçen yıl Yedi İklim’de yayımlanan “Şiir ve Akıl” başlıklı iki yazım, Ay’ın dokunduğu soruna, yöntem bağlamında kuramsal düzeyde bir yaklaşıma ihtiyacı vurguluyordu.
Şimdi Osman’ın şiiri:
ÖZLEYİŞ
Yine öyle
Yeni doğan
Bir ay gibi
Parıl parıl parıldar mı
Gözleri Nuri Pakdil’in
Yine öyle kulağımda
Hâlâ çınlar billur sesi
Yakar kavurur bizleri
Sözleri Nuri Pakdil’in
Düş gören atın yemidir
Elindeki sefer tası
Sofrası yoksul sofrası
Sırtında derviş hırkası
Giydiği Nuri Pakdil’in
Gökyüzü kararmış dostlar
Zulüm bürümüş bu çağı
Afganistan dağlarında
Yetim çocuk elindeki
Son lokma kuru ekmeği
Kapıvermiş Amerika
Onun içindir sabırla
Öksüzler yetimler için
Toplar topraktan başağı
Elleri Nuri Pakdil’in
Peynir ve bir kaç zeytin
Bir kaç dilim ekmek ile
Tencerede kuru aşı
Onu da bir kaç dostla
Yaşar paylaşı paylaşı
Ama gidemez bilirim
Özlemiş canım Maraşı
Gözleri NuriPakdil’in
Ne altını ne gümüşü
Yalnız hak iledir işi
Azığıdır heybesinde
Kuru ekmek yoksul aşı
Yediği Nuri Pakdil’in
Sanki deli ve divane
Koşup duran bir at gibi
Bir o dağı bir bu dağı
Bir yukarı bir aşağı
Kuşandığı gökkuşağı
Belinde Nuri Pakdil’in
Şiirimin asî sesi
Göğe yükselen öfkesi
Kaynayıp taşan öfkesi
Yankılanır kulaklarda
Bu çağda her kelimesi
Sanki sonsuzluk bestesi
Sözleri Nuri Pakdil’in
Milli Gazete, 27.11.2008
ZARİFOĞLU'NUN MEKTUPLARINI
TOPLAMA ÇAĞRISI /Yavuz Ulutürk
İki aylık Edebiyat Ortamı dergisi, son sayısında bir sürpriz yaparak Türk şiirinin ustalarından rahmetli Cahit Zarifoğlu'nun beş mektubunu yayımladı.
Bilindiği gibi Zarifoğlu, şairliğinin yanında çeşitli dergi ve gazetelere de katkıda bulunuyor; buralarda genç yazar ve şairlerin mektuplarını, gönderdikleri yazı ve şiir çalışmalarını değerlendiriyordu. Onun bu konudaki çabası ve geride bıraktığı boşluk bugün de derin bir şekilde hissediliyor. Zarifoğlu, bu yayınların yaşatılması için de çaba harcıyor, deyiş yerindeyse kendini paralıyordu. Edebiyat Ortamı'nın yayımladığı mektuplar, onun bu uğurdaki gayretlerini bakımından iyi birer örnek.
Zarifoğlu, Aralık 1976'da yayın hayatına başlayan edebiyat dergisi Mavera'nın kurucu kadrosunda yer alan isimlerden biriydi. Dergide şiir, hikâye, senaryo çalışmaları ve günlüklerle birlikte 'Okuyucularla' isimli bir bölümde de yazılar yazıyordu. Zarifoğlu'nun, dergiye abone bulunması ve ciltlerin satılması ile ilgili eline geçen her adrese bıkıp usanmadan mektuplar yazdığı da biliniyor. Mavera dergisine abone ve yazı bulma çabasını ortaya koyan bu beş mektup, o sıralar Almanya'da yükseköğrenim gören Prof. Dr. Ali İbrahim Savaş'a gönderilmiş. Zarifoğlu, 26 Kasım 1980 tarihli "Sevgili Dostum" diye başlayan mektubunda Savaş'a şöyle hitap ediyor: "Aslında evvelki adresine de yazmıştım. Mustafa'nın yolladığı 44 kişilik liste içinde özel olarak dikkatimi çektiği 4 arkadaştan biri de sendin. Sana ve diğer üç dosta özel olarak yazdım. O mektup umarım eline geçer..." Bir başka mektubunda da oradaki çalışmaları takdir ediyor: "Listeni ve parayı almıştım. Sağol. Arkadaşlarla görüşmeniz güzel olmuş. Mustafa ve Yusuf'tan aldığım mektuplardan öğrendim. Mustafa son projemiz çerçevesinde 23 kişilik abone yolladı. Senin yolladığın 2 abone de buna ilave oldu." Tarihsiz bir mektupta da Savaş'ın gönderdiği yapışkanlı adres etiketlerine çok sevindiklerini ve bunu zevkle yaptıklarını anlatıyor. Aynı mektupta Afganistan mücahitlerinin lideri Burhaneddin Rabbani'ye gönderilmek üzere kendisine emanet edilen 500 lirayı oradan göndermelerini rica ediyor: "Bu parayı bir türlü transfer etmek imkânı bulamadım. Türk parası onların işine yaramıyor. (...) Mavera'ya yapacağınız abone paralarını vereceğim adrese yollamak suretiyle bu emaneti onlara transfer etmiş olacağız."
Zarifoğlu'nun mektupları elbette Savaş'a gönderdikleri ile sınırlı değil, bu konuda yüzlerce mektup yazmış. Bazılarına cevap alamasa da özene özene mektup yazmayı ısrarla sürdürmüş. Bir mektubunda muhatabına şöyle seslenmekten de geri durmamış: "Tabir caizse, yakanız elime geçti, bırakmak taraftarı değilim."
İbrahim Savaş'ın, elindeki Zarifoğlu'na ait mektupları dergiye göndererek yayınlanmasını sağlaması yeni bir gelişmenin de habercisi. Edebiyat Ortamı, yitip gitmemeleri için 'Cahit Zarifoğlu'na ait mektupları bir kitapta toplayalım' çağrısı yapıyor. Elinde mektup olan herkesin bir kopyasını (edebiyatortami@gmail.com) adresine göndermeleri halinde gelen mektuplar, Edebiyat Ortamı Yayınları'nın ilk kitabı olarak yayımlanacak.
Derginin kasım-aralık sayısında Osman Sarı, Emre Döğer, Arif Ay ve Mehmet Aycı gibi isimlerin şiirleri de yer alıyor. Arif Ay'ın günümüz şiiri ile tahkiye geleneği arasında ilişki kurduğu 'Şiir ve Tahkiye', A. Cüneyt Issı'nın İlhan Berk ve şiiri üzerine kaleme aldığı yazı, Turan Karataş'ın bu yıl yitirdiğimiz edebiyatçıları anlattığı yazı ile Zübeyde Andıç'ın 'Yol Arkadaşım: Tanpınar' adlı yazıları dikkat çeken yazılar arasında. Dergide Edebiyat Ortamı'nın katkıları ile gerçekleştirilen Server Vakfı Edebiyat Ortamı Şiir yarışmasının duyurusu da yer alıyor. Bu yıl şiir dalında düzenlenen yarışmaya 21 Mart 2009 tarihine kadar beş şiir ile katılınabiliyor.
(13.11.2008, Zaman Gazetesi)
SIMSICAK BİR DERGİ: Edebiyat Ortamı/Ahmet Edip Başaran
Ankara'dan yeni bir dergi selam veriyor bizlere. Bu selamı alıp başımız gözümüz üstüne diyoruz. Hoşgeldin Edebiyat Ortamı.
Gerçi hoşgeldin dediğimize bakmayın 3. Sayısı çıkacak yakında. Belki de çıkmıştır. Edebiyat Ortamı, insanın içini okşayan, şırıl şırıl, pırıl pırıl sımsıcak bir dergi; bir çok kıymetli şair ve yazarın ürünlerine yer veriyor.
Son sayısında Erdal Çakır imzalı “Sessizlik Damıtılmış Gürültü müdür?“ başlıklı yazı hayli dikkat çekiciydi. Yine Mustafa Aydoğan"ın, Esver Ölüç"ün, İbrahim Tenekeci"nin şiirleriyle zenginleşen dergide Sadık Yalsızuçanlar"ın “Sezai Karakoç ve İrfâni Gelenek“ yazısı mükemmel. Bir de artık yayımladığı kitaplarla Yunus Emre uzmanı olmuş bir isimle, Mustafa Tatcı ile Dinçer Eşitgin"in yaptığı söyleşiyi bütün Yunus özlemiyle yanıp tutuşanlar okumalı diye düşünüyoruz.
Unutmadan usta şair Arif Ay da “Dergiler Arasında“ başlıklı yazılarıyla her sayı Edebiyat Ortamı"nda.
(03 Ekim 2008, /www.dunyabizim.com)
YENİ DERGİLER/Ali Haydar Haksal
Edebiyat Ortamı: Bu dergi Mustafa Aydoğan yönetiminde daha önce de çıkmıştı. Yeniden, Ankara’da yayıma başladı. Mustafa Aydoğan, derginin çıkışını duyurduğunda, sık karşılaşılan sorunun muhatabıydı elbette. “Dergide kimler var”, ya da “kimlerle çıkarıyorsun?” gibi. Gülerek: “Ağabey bana bu soruyu soranlara şu cevabı veriyorum: “Ben, sen ve O” Buradaki o Allah’ın yardım ve inayeti olarak görülmeli. Dergi çıkıp geldiğinde bir de baktık ki dergide bir çok “o” vardır. Olması da doğal. Bir dergiyi çıkarmak çok zor değildir. Dergi süreklilik ve zamanında çıkmayı ister. Yedi İklim dergisinin en zorlandığı şey zamanında çıkmak. Günler öyle çabuk geliyor ki, insan yetişemiyor. Bundan onbeş yıl önce bir dergiyi çıkarmak çok daha kolaydı. Çünkü, etrafınızda gençler olur, onlar hevesle, heyecanla gelir, derginin mutfağında bulunur, o coşkuyu birlikte yaşardı. Mavera Ankara’da çıkıyordu, biz İstanbul’da idik. Âlim Kahraman ile ikimiz birbirimizden ayrılmaz ikiliydik. Nevzat ve Müstakim başka yönlerini oluşturuyorlardı. Burada da etrafımızda gençler vardı. Osman Bayraktar, Hasan Aycın, İbrahim Usul ile sık bir araya geliyorduk. İstanbul Pendik’te Edebiyat dergisi çevresindekilerle bir aradaydık. Ali Göçer, Mehmet Gelebek, Fuat Altınsoy gibi. Ankara’dan Nuri Pakdil gelir, her ayın başında Arif Ay Edebiyat dergisini getirir, kitapevlerine bırakır. Biz Kadıköy’de Gençlik kitapevine koşar dergiyi alırdık. Aynı anda gitmez, aralıklarla giderdik. Bu dikkat çekerdi.
Edebiyat Ortamı dergisi, Server Vakfı desteğinde, ya da tarafından çıkıyor. Dergide Mustafa Aydoğan, Arif Ay, Ali Emre, Gökhan Özcan, Turan Karataş, Erdal Çakır, Mustafa Celep, Emer Döğer, Şaban Abak, Dinçer Eşitgin, Sadık Yalsızuçanlar, Osman Özbahçe, Mediha İstanbullu, Gözde Burcu Narin, Habil Sağlam imzaları yer alıyor.
Edebiyat Ortamı sıcak ve sade. Dergiyi okutan önemli şiir ve yazılar var. Zaten imzaların büyük bir bölümü bilinen ustalardan oluşuyor. Bir derginin merkezinde ustaların olması dergiyi canlı ve sürekli tutmayı sağlar.
Arif Ay’ın değinileri önemli. Ancak Yedi İklim dergisi adına itirazım var. Sevgili Ay “Edebiyat ateşi” imgesinin ve bir grafik olarak yer alan termometre ile ilgili göndermesi yerini bulmuyor. Yedi İklim dergisi havale geçirmiyor sevgili Ay. Ateşsiz, heyecansız, umutsuz, kırgın, isteksiz, idealsiz, gelecek duygusuz bir topluma bir göndermedir. Aşk ateştir. Yakıcıdır. Her yakan insanı öldürmez olgunlaştırır, coşku katar, dirim sağlar. Türkiye Finans kurumunun reklâmı konusunda bir diyeceğimiz yok. Bu, bizden çok kurumu ilgilendiriyor. Kuruma Yedi İklim dergisi olarak müteşekkiriz, özellikle katkılarından ve desteğinden ötürü.
Dergiyi çıkaran sevgili dostlarımı kutluyorum. Dergi iki ayda bir yayımını sürdürecek. Dileriz ki uzun ömürlü olsun.
(15 Nisan 2008, Milli Gazete)
GÜZELLİĞİN PUSUSU/İbrahim Tenekeci
Türk şiirinin tarihi, aynı zamanda Türk milletinin tarihidir. Türk şiirini yok etmek suretiyle, Türk milletini esir edebilirsiniz." Bunları ben söylemiyorum, Türk şiirinin önemli isimlerinden İsmet Özel söylüyor.
Bu sözlerden yola çıkarak söylersek; şairlerin yaptığı her işi ciddiye almak zorundayız. Çünkü onların görevi, "millet hayatının köşe taşlarını tayin etmektir."
Bugüne kadar hep güzel işlere imza atan Şair Mustafa Aydoğan, bu kez Edebiyat Ortamı dergisinin editörü olarak karşımızda.
Melih Cevdet Anday "eski, hiç eskimeyendir" diyor. On sene önce yayın hayatına ara veren bu dergi, "On yıl aradan sonra, yeni bir yönetim, yeni bir anlayış ve yeni bir biçimle" edebiyatseverlere tekrar merhaba dedi.
Arif Ay, Turan Karataş ve Gökhan Özcan da derginin yayın danışmanları...
Edebiyat Ortamı"nın sayfaları Mustafa Aydoğan"ın manifesto niteliğindeki yazısıyla açılıyor. "Güzellik hepimizi pusuda bekliyor" başlıklı yazı, "Yeni bir dergi çıkıyorsa, yeni bir dünya kuruluyor demektir" cümlesiyle başlıyor.
Aydoğan, günümüz edebiyatının ne olup ne olmadığı hakkında da önemli bilgiler veriyor. İşte o nefis saptamalarından biri: "Edebiyat, sadece yazar için değil, okur için de bir "yeteneği" zorunlu kılar."
Arif Ay, derginin ilk şairi. "O baki aşk" başlığını taşıyan şiir, alışılagelmiş Arif Ay şiirinin biraz dışında duruyor. Bu şiir, Arif Ay adına birçok yeniliği içinde barındırıyor. "Kadın evi topluyor çocuk dağıtıyor" dizesi ne kadar sade, ne kadar taze... Bugüne kadar girişken, mücadeleci, hatta sert şiirlere imza atan ve çoğunlukla dışarıyı yazan Sayın Ay, bu şiirinde, "eve dönen şair" izlenimi veriyor. Ne güzel...
Ali Emre de başarılı bir şiirle karşımızda. "Elif dediğimde çarşı" başlıklı şiir, Emre"nin son yıllardaki en güzel metinlerinden biri... "Sazlığı özleyen ney gibi evime dönüyorum" diyen Ali Emre, belli ki yeni bir hava/damar yakalamış.
Gökhan Özcan, bir hikâye ve bir denemesiyle, dikkat çekici bir çıkış yapmış. "Kalp yetmezliği", son zamanlarda okuduğum en güzel hikâyelerden biri.
Dergide öne çıkan bir diğer isim de Turan Karataş. Sayın Karataş, hem son yıllarda sayıları hızla artan toplu şiirlerle ilgili sağlam bir yazı kaleme almış, hem de "Yazı saati" başlığı altında, yeni çıkan kitap ve dergilere değinmiş.
Değiniler elbette bu kadarla sınırlı değil. Arif Ay, yaklaşık yirmi yıldır "Dergiler arasında" başlığı altında dergi okumaları yapıyor. Ortam buldukça da bunları yayımlıyor. Artık bir klâsik haline gelen "Dergiler arasında"yı artık Edebiyat Ortamı"ndan takip edeceğiz.
Şiir ve şiir üzerine yazılarıyla bildiğimiz Erdal Çakır da derginin sürprizleri arasında. "Sanat, yetenek ve gürültü", edebiyatla ilgilenen herkesin okuması gereken bir yazı...
Dergide Erdem Beyazıt"ın yanı sıra, Oğuz Atay"a da geniş yer ayrılmış. Bu çalışmaların altında iki imza var: Dinçer Eşitgin ve Sadık Yalsızuçanlar.
Şaban Abak, Osman Özbahçe, Mustafa Celep, Emre Döğer, Mediha İstanbullu, Gözde Burc Narin ve Habil Sağlam, dergiye omuz vermiş diğer isimler...
Cahit Zarifoğlu"nun "Ve çocuğun uyanışı böyle başladı" dizesiyle yola çıkan Edebiyat Ortamı dergisine uzun soluklu bir yayın hayatı diliyorum.
"Bir yaz ikindisinden mi yapılmış kalbi" diyen bir şair, elbette ki güzel ve kayda değer işler yapacaktır.
Milli Gazete, 13.03.2008
EDEBİYAT ORTAMI/Zaman Gazetesi
Edebiyat Ortamı, daha ikinci sayısında zevkle okunan, beklenen bir dergi oldu. Bu ay, girişteki 'tirad' hayli dokunaklı. Evet, bazen 'büyütmek gerek küçük meseleleri'...
"Dergiler... Dergiler... Dergiler..." Ne değil ki onlar! "Ülkenin sıcak süt kanalları", "İlk bakış, sivil akış, taze çağıltı."... "Ay ay ilerleyen yer karanlığının yıldızları", Bir replik, bir tirad! Sadık Yalsızuçanlar'ın "Sezai Karakoç ve İrfani Gelenek" başlıklı yazısı heyecan verici bir metin. Turan Karataş, kitapları değerlendirdiği Yazısaati bölümü dışında bir de Çeviri Romanlar meselesini kaleme almış. Derginin en dikkat çekici yazısı, Sinan Erdem'in "Dosya Dosya Dergiler Kim Yazar Kim Okur" adlı yazısı. "Bugün neredeyse 'dosya' yapmayan edebiyat dergisi kalmadı" diye başlıyor ve 'dosya'lama işinin dergileri nasıl sevimsiz kıldığını anlatıyor. Erdem'in bir tespiti daha var: "Edebiyat dergilerinin en büyük sorununun, deneme metinlerinin azlığı ya da kıtlığı olduğunu sanıyorum." Evet, dergiler bir özeleştiri yapmalı, 'dosyalar' bir sorunu çözüyor mu yoksa dergiyi doldurmaya mı yarıyor?
(08.05.2008, Zaman Gazetesi)
EDEBİYATA NE OLACAK? /Gökhan Özcan
Bizim hayata, insanlara, yaşadığımız topraklarda olan bitene dikkatli bakmaya başlamamızda edebiyat dergilerinin payı büyük olmuştu. Delikanlı çağlarını o zamanın taşrasında geçirenler ne demeye çalıştığımı gayet iyi bileceklerdir. Kitapların sayıyla geldiği, dergilerin yolunun gözlendiği o uzak 'istasyon'larda oturup dünyaya adeta anahtar deliğinden bakmak zorundaydık hepimiz. Bir dönem Mâverâ, o anahtar deliğiydi benim için... Okuduklarımın ne kadarını kavrıyor, ne kadarını içselleştiriyordum, o ayrı konu... Ama beklemeyi seviyordum, sonra geldiğinde neredeyse bir ayı onunla doldurmayı... O zamanın taşrasında, insanın vakti istemediği kadar çok, meşgalesi ise bir o kadar azdı. Bu sebeple, zihnimizi ırgalayan bir şey çıkarsa, onu öyle kolayca bir kenara bırakamazdık. Tüketemezdik. Defalarca okur, anlayamayınca derin derin sıkılır, anlayınca serin serin coşkulanırdık. Zihnimizin günleri böyle dingin bir macera içinde geçer giderdi. İşin kahırlı kısımları da vardı elbet... Sonradan çok iyi anladığım sebeplerden dolayı genellikle yayın periyodunu kaçırır, bazen on onbeş gün, bazen bir ay, bazen aylarca geciktiği olurdu dergilerin. Neredeyse her gün gider, yaşadığımız yerin tek kitapçısına sorardık gelip gelmediklerini. Sonra ümidimizi kesmemize ramak kala çıkar gelirlerdi tek tek, birleştirilmiş sayılarla, ikisi bir arada özel sayılarla...
Demem o ki, medyanın bu kadar dallanıp budaklanmadığı, dünyayı küçük bir köye çeviren internet teknolojisinin henüz adının bile duyulmadığı o günlerde gözümüz kulağımız, idrakimiz irfanımızdı o dergiler... Sonra aynı patikadan yürüyerek kendi dergilerimizi de çıkardık. Aradan sanki yıllar değil de yüzyıllar geçmiş gibi geliyor şimdi. Bugünün dünyasında edebiyat dergisi çıkarmak da, o dergileri okumak da pek az insana heyecan verir hale geldi artık. Bir sebep-sonuç başlığı açılıp, altına bir sürü gerekçe yazılabilir elbet, ama o sebepler benim için bu sonucu tam anlaşılır hale getirmeyecektir yine de.
Yıllar sonra birkaç 'gafil'le birlikte yeniden bir dergi heyecanı yaşamak istediğimde, durumun sandığımdan da kötü bir noktaya gelmiş olduğunu fark ettim. Edebiyat Ortamı, yıllar önce çıkmış, kapanmış, şimdi yeniden raflara çıkan bir dergi. Mustafa Aydoğan, Arif Ay, Turan Karataş ve başka birçok ismin buluştuğu bir dergi... Ben de bir edebiyat dergisinde hikâye yazmanın tadını almak, bunu belli bir disiplin içinde sürdürmenin yolunu bulmak istedim yeniden... Mütevazı ve şükür ki eski usûl bir havası var Edebiyat Ortamı'nın... Üçüncü hamur kâğıdın kendi özgü sükûneti içinde...
Ne var ki, çıkarılan dergiden insanları haberdar etmek azılı bir dert olarak ortada duruyor. Artık bir cangıla dönüşen yayın dünyası içinde mütevazı gayretlerin işi zor... Kısıtlı imkânlarla kotarılan bütün edebiyat dergileri bu zorluğu, bu sıkıntıyı yaşıyor. Edebiyat Ortamı ile neredeyse eş zamanlı çıkan Karagöz'ün de yaşadığını sanıyorum. Medya ile sektörel şartlara uymayan edebiyatın ilişkisi kopuk durumda... Oysa edebiyat teknesinde yoğrularak olgunlaşan birçok isim medyanın içinde bugün... Ben de onlardan biri olduğum için biliyorum; bu kopukluk bir ilgisizlikten çok, yeni dünyanın medya gerçeklerinden kaynaklanıyor.
Konu edebiyat olunca lafı uzattım galiba, görünüşe göre yerim bitti, bu durumda bu konuya bir sonraki yazıda devam etmem gerekecek.
(27 Mart 2008,Yeni Şafak Gazetesi)