02 Kasım 2009 Pazartesi

YENİ SAYI (KASIM - ARALIK 2009)


EDEBİYAT ORTAMI’NDAN

Edebiyatın gücü kimseye yetmez. Ne tutacak eli vardır ne de yere getirmek istediği bir sırt. Onunla hiçbir şeyi de satın alamazsınız. Başınızı koyacağınız yumuşak bir yastık aradığınızda edebiyat aklınıza gelecek son şeylerden biridir.

Üslup gibi tıpkı. Görünmez, ele gelmez ama sınırları geçmek istediğinizde size bir kimlik belgesi görevi görebilir. Vatanınızı işaret eder. Döneceğiniz yeri hatırlatır. Yola çıkmaya karar vermişseniz tabii…
*
Bu sayımızın şairleri Kübra Bilgin, Sedat Turan, İbrahim Gökburun, Emre Döğer, Gözde Burcu Narin, Ethem Erdoğan, Fatih Yavuz Çiçek, İlhan Aygül ve Okan Aksoy.
Bu sayının söyleşisini Murat Menteş ile yaptık. Romanı ve Dublörün Dilemması’nı konuştuk. İlginç cevaplar aldık. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz.
Şaban Abak, Şiirde Kültürel Akaplan’ı anlattı. Sezai Karakoç’un bir şiirinden yola çıkarak imgelerin gerisindeki olgulara ve gerçekliğe vurgu yaptı. Şiirin imkanlarının enine boyuna tartışılmaya çalışıldığı günümüzde bu tartışmalara katkı sağlayacak önemli bir metin.
Mustafa Aydoğan, tecrübe-sanat ilişkisini ele aldığı Tecrübesizliğin Dili Olarak Sanat başlıklı yazısında şiirin ve sanatın kaynağını sorguladı.
İrfan Çevik ‘vicdan’ üzerine yazdı. Vicdanın sözlüklerdeki tanımından yola çıkarak insanın yapıp-etmelerini yorumladı.
Emre Döğer’in Kısa ve Ağrılı başlıklı denemesi sıcak, dingin ve hoş bir metin. Edebiyatın nasıl bir şey olduğunu hatırlatıyor bize. İddiasız bir şekilde.
Mehmet Akgül, Sezai Karakoç’ta Kudüs’ün Alın Yazısı başlıklı denemesinde Kudüs’ü ve Sezai Karakoç’un ‘Alınyazısı Saati’ adlı şiir kitabındaki 1. bölümü değerlendirdi.
Bu sayımızda üç öykü yer alıyor. Kasım Tiryaki’nin Görüşme, Suavi Kemal Yazgıç’ın ‘Saçım Çıkar Geceleri’ ve Graham Greene’in Görünmez Japonlar isimli öykülerini beğeneceğinizi umuyoruz.
Yusuf Turan Günaydın, bir örnek olaydan yola çıkarak, önemli bir sorun olan ve gitgide yaygınlık kazanan intihal üzerine yazdı.
Bugüne kadar dergimizde çeviri şiirlere pek yer vermemiştik. Uzun süredir dosyalarımız arasında bekleyen üç çeviri şiiri yayınlıyoruz. Şiirler Abdullah Sidran, Skender Kulenovic ve Muhammed Rızâ Şefîî Kedkenî’ye ait.
Mustafa Karadavut, ‘Söz’ümle Yeniden Barışıyorum başlıklı denemesiyle yer alıyor bu sayımızda.
Gezi yazılarına ve günlüklere zaman zaman yer veriyoruz. Bu sayımızda da Faruk Uysal Taşkent Defteri başlıklı günlükleri yer alıyor. Taşkent hatıralarını anlatıyor; yalın ve dikkatli bir Türkçeyle.
Yazısaati bölümümüzde Turan Karataş’ın Kitaplarda…, Yusuf Turan Günaydın’ın Kitabın Issız Fuarı ve Mustafa Aydoğan’ın Güncelin Tarihi Üzerine Kısa Notlar başlıklı yazıları yer alıyor.
Okuma Salonu’nda ise iki kitap tanıtımı bulacaksınız. Sadık Yalsızuçanlar’ın son romanı Dem ve İspanyol şair Lorca’nın konuşmalarının yer aldığı Konuşmalar.
İyi okumalar.

M.A.

25 Ekim 2009 Pazar

2009 ŞİİR ÖDÜLLERİ VERİLDİ

09 Ekim 2009 Cuma

SÖYLEŞİ/Hakan ATASEVEN



1.Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
1978 yılında Samsun’da dünyaya merhaba demişim. Fırıncı bir baba ile ev hanımı annenin evladıyım. Yüksek tahsilimi Kırıkkale’de Elektrik bölümünde başlayıp Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladım. Halen ürün tasarımı ve danışmanlığı yapan firmada iletişim sorumlusu olarak çalışmaktayım.

2.Şiir yazmayı tercih etmenizin en önemli gerekçesi nedir?
Edebiyat sevgim lise yıllarımda ablamın beni okumaya teşvik etmesi ile başladı. Ondaki okuma tutkusu ve edebi tavrı benimseyişim, şiir yazmamın kapısını araladı. İçinde sıkıştığım yavan ve ufuksuz dünyadan şiirin kanatları ile çırpınarak çıktım. Kelimelerin anlamı derinleştikçe ruhumdaki dalgalanmalar artarak kayda dökülmeye başladı. Hülasa sistemli programlı bir şiir yazma uğraşım olmadı. Yazdıkça kelimeler beni edebiyatın şiir minderine yerleştirip bıraktı.

3.Sizi etkileyen şairler kimlerdir?
Ruh dünyamı alevlendiren şair Üstad Sezai Karakoçtur. Sonrası sadece beğeni ve sempati.
Beğendiğim şairler: Rilke, Valery, Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Nurullah Genç.

4.Para mı, iltifat mı, kabul görme mi? Ya da başka bir neden… Ödül almış olmanın karşılığı nedir sizce?
Ödülün veriliş nedeni ile kabul etme sebebinin birbirini tamamlaması lazım gelmeli.
Yaşadığımız dünyanın kabul edilmez sığlıklarına başkaldırmak, kalbin inceliklerine tükürmenin zavallılığına üzülmek ve ruh iklimimizin kutsallığını ifade edebilmek için şiir safında bir araya gelmektir asıl olan. Bu minvalde düzenlenen ve takdim edilen ödülleri birbirimizin sesini duyup tanışabilmemizin sebebi olduğu için önemsiyorum. Gerisi alışveriş.


ELİF’İN SERÜVENİ / Hakan ATASEVEN

Hayatın başlangıcında bir tek elif vardı.
Yalnızdı.
Sonra söz oldu.
Ondan sonra ruhuna kavuştu yazı.
İşte her şey böyle başladı.
Kendi korkusunda büyüyen ayna sözle göründü
Işıltıyla kopan sesler harflere,
Gök kubbeye,
Yer yurduna, güneşe ve aya, su balçığa dönüştü.

Her yer sis ve sesten buluttu.
İsimler tekbir ses, sesler tekbir işaretti.
Zaman kendisine bahşedilen sırrı sonsuzlukta unuttu.
Kelime et ve kemiğe büründü.
Yer ve gök havayla ayrıldığında, kelime sukuttu.
İşaretler bir hece taşına düştüğü vakit
Harfler sesleri ayrıştırıyordu.
Ve o zaman insan yağmurdan korkmamayı öğrendi.
Anlamını söktü kelimenin,
Çünkü insan kelimeydi.

Kimse söylemedi
Bu yolculuk ne zaman başladı.
Fakat bilinen bir gerçek vardı.
İnsan bu yolculukta bir sığınak kadar yalnızdı.
Kimsenin bilmediği bir mağaraya girdi insan
Adını kendi koydu bu mağaranın “ körler tapınağı”

Yorucu bir sefer dönüşü gibi düşünce yatağa
Bilinen sona dokunmuş gibi irkildim
Tüm dalları kırılmış ruhum üflendi boşluğa
Hüzünle ilgili zamanın pusulasını göstermedi saatim

Güne ses verir kelimeler ve karışır akşama
Bitkindir zaman bu sarhoşluğun gerçeğini taşımaktan
Dilini uzatır utanarak hayatın lisanına
Yaralı kuşlarıyla bekler şehrini insan,
Ruhunun ağırlığını kaldıramaz olur kalabalıklar arasından.
Mahremi yırtılınca gecenin topraktan yıldıza,
Tevbesini tuttu, bir tek elifi hatırladı insan.

(2009 Şiir Ödülü- Birincilik Ödülü)

02 Eylül 2009 Çarşamba

EDEBİYAT ORTAMI

EDEBİYAT ORTAMI'NDAN

Geçtiğimiz günlerin gizemli kelimesi ‘açılım’dı. Demokratik açılım ya da Kürt açılımı şeklinde dile getirildi. Görüşmeler, tartışmalar ve beklentiler arasında kendine bir yer bulmaya çalıştı. Çalışıyor.
Türkiye’nin sorunları bugünden yarına çözülebilecek kolay sorunlar değil. Barışın ve huzurun bereketinin bu toprakları yeniden yumuşatması, zenginleştirmesi için çok çaba harcanması gerekiyor. Dâhice dikkatler gerekiyor. Dikkatini kaybeden her şeyini kaybeder.
Türkiye kendine bir ‘merkez’ bulmalı. Her şeyden önce bunu yapmalı. Düşüncede ve harekette zihinleri ve gönülleri cezbedici bir merkez. Sonra da cesaretle ve güvenle adımlarını atmalı.
Bu merkeze giden ana yollardan biri edebiyat ve sanattan geçiyor. Yazık ki siyasetçiler ve üst düzey bürokratlar bunun yeterince farkında değil. Henüz ve hâlâ değil.
En kritik durumlarda bile şairlerin, edebiyatçıların, sanatçıların görüşlerine başvurma gereği duyulmuyor. Birkaç ödül verilmekle onların gönüllerinin alındığı sanılıyor. Demek ki, edebiyatçının ve sanatçının eyleminin ‘realiteden kopuk’ olduğu yönündeki mesnetsiz kanı hâlâ zihinleri meşgul ediyor. Oysa edebiyat ve sanat, realitenin ruhudur.
Diyoruz ya, Türkiye’nin sorunları kolay çözülebilecek sorunlar değil.
*
Bu sayımızda Server Vakfı Edebiyat Ortamı 2009 Şiir Ödülünü kazanan şiirlere ve şairlerle yaptığımız söyleşilere yer verdik. Dereceye giren şiirlerin tamamını, mansiyon ve jüri özel ödülü alan şiirlerin ise birer tanesini yayınlıyoruz. Ayrıca, bazı talihsizlikler nedeniyle ertelenmek zorunda kalınan ödül töreninin 24 Ekim 2009 tarihinde yapılacağını özellikle belirtmek istiyoruz.
Gökhan Özcan, ‘Edebiyatımızın Neden Sineması Yok?” başlıklı yazısında edebiyat ve sinema ilişkisini irdeliyor.
Mustafa Aydoğan ise ‘yalnızlık’ üzerine yazdı. İnsanın ontolojik konumunu yalnızlık kavramı üzerinden değerlendirdi.
Ali Çolak, çocukluk ve oyuncak ilişkisini konu edindiği tatlı bir denemeyle bu sayımıza katkıda bulunuyor.
Sadık Yalsızuçanlar bir öyküyle katılıyor bu sayımıza: “Ellerim Yok”. Klasik ifadeyle, usta işi bir öykü. Genç öykücümüz Fatih Parlak ise bu defa “Dedemin Meyveleri” isimli ilginç bir öyküyle çıkıyor okur karşısına. Zevkle okuyacağınızı umuyoruz.
İrfan Çevik, derinlikli yazılarına devam ediyor. Bu sayımızda ‘değer’ kavramı etrafında çağdaş insanın algı biçimini sorguluyor.
Yusuf Turan Günaydın’ın İran notları devam ediyor. Erdal Çakır’ın Bursa günlüğü ise bir şehrin yeniden dirilişini anlatıyor.
İsmail Bingöl, türküler üzerine yazdı. Duygusal, sıcak bir metin.
Yazısaati ve Okuma Salonu bölümlerimizde yer alan değini ve kitap eleştirilerini de beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz.
Gerekli bir açıklama: Geçen sayımızın başyazısında Selçuk Küpçük’ün yazısına değinirken iki hata yapmışız. Birincisi, metodoloji yerine ‘metedoloji’ demişiz. İkincisi, Tasavvuf Seni Çağırıyor adlı kitabın yazarını yanlışlıkla Enver Ercan şeklinde belirtmişiz. Doğrusu Ercan Alkan olacaktı. Yazarımızdan ve okuyucularımızdan özür diliyoruz.
Ramazan ayı tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.
İyi okumalar...
M.A.
(Edebiyat Ortamı, Eylül-Ekim 2009)

27 Ağustos 2009 Perşembe

ÖDÜL KAZANAN ŞİİRLER EDEBİYAT ORTAMI DERGİSİNİN 10. SAYISINDA

Server Vakfı Edebiyat Ortamı 2009 Şiir Ödülünü kazanan şiirler ile şairlerle yapılan söyleşiler Edebiyat Ortamı dergisinin 10. (Eylül - Ekim 2009) sayısında...
Edebiyat Ortamı dergisinin 10. sayısı 1 Eylül'den itibaren bütün NT mağazalarında ve kitapçılarda.