29 Haziran 2009 Pazartesi
EDEBİYAT ORTAMI'DAN (TEMMUZ-AĞUSTOS)
İslam ülkeleri bir türlü huzuru bulamıyor.
Kendine gelemiyor.
Gecenin nihayetini de kimse göremiyor.
Türkiye’nin kederi ise kendi başından aşkın. Parlayıp parlayıp sönüyor. Kesintilere engel olamıyor bir türlü. Yaralı bir insanın ayağa kalkışındaki yavaşlığı ve acı çekişi atamıyor üzerinden. Tökezlerken düşünmeye çalışıyor. Bu ne kadar mümkün ki? Huzursuz gövde, dengesiz kavrar.
Türkiye, sorunlarını çözmeli. Yeni fırsatlar var önünde. Bunları değerlendirmeli.
Yeni bir anayasa… Evet! Sivil bir anayasa önemli.
Ergenekon davası, bir gevşeme olmazsa önemli sonuçlar doğurabilir.
Lâkin daha önemli olan bir şey var: Yeni bir insan oluşturmak. Kavrayışı, yorumlayışı, mimikleri, hayalleri yorgun olmayan, kendine güvenli ve kendi sembollerinden güç alan...
Soluğunu dünyanın ensesinden eksik etmeyen modern Moğol, ancak yeni ve sağlam algılayış biçimleriyle bertaraf edilebilir.
*
Bu sayımızda, uzun bir çeviri metin yer alıyor. Kevin Bushell’in Amerikalı şair Robert Bly’ın şiirini eleştirdiği bu metin, ‘derin imge’ kavramı etrafında şiire ilişkin önemli bilgiler içeriyor. Şiir üzerine kafa yormak isteyenler için bir açılım sağlayacağını umuyoruz. Altıncı sayımızdaki Bly söyleşisi ve şiir çevirileri bu metinle birlikte bir bütünlüğe kavuşuyor. Bu önemli ve bir o kadar da zor metni başarılı çevirisiyle bizlere kazandırdığı için İrfan Çevik’e teşekkür ediyoruz.
Bu sayımızın şairleri Mustafa Aydoğan, Esver Ölüç, Mehmet Akgül, İsmail Karakurt, Mediha İstanbullu, Suavi Kemal Yazgıç, Kubilay Yıldız ve Hasan Bozdaş
Gökhan Özcan bir öyküsüyle yer alıyor bu sayımızda: Ağır Uyku. Düşler ve parçalanan fotoğraflar. Yaz ayları gibi canlı bir öykü.
İkinci öykü Yılmaz Yılmaz’a ait. Kupa, kadınlar ve ‘evde yok’ çocukları anlatıyor. Beğeneceğinizi umuyoruz.
Arif Ay, şiirde anlam konusuna değindi. Kısa bir yazı. Bu yazılar sürecek. Bu yazıların, şiir-anlam ilişkisi hakkındaki kafa karışıklıklarına bir açılım getireceğini düşünüyoruz.
Bu sayının söyleşisini Doç. Dr. Derya Örs ve Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç’la mesnevi çevirisi üzerine yaptık. Mesnevi’yi, Mevlana’yı ve çeviriyi konuştuk.
Fotoğraflıyorum’un konuğu şair Ömer Erdem. Yeraltı’nı yorumluyor. Kısa ama dingin bir metin.
Yusuf Turan Günaydın, 5-17 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen Tahran Kitap Fuarı vesilesiyle kaleme aldığı İran notlarını okurlarımızla paylaşıyor. Yumuşak bir üslupla anlatılan bu gezi notlarını ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Ne var ki, metin uzun olduğu için bir bölümünü sonraki sayımıza bırakmak zorunda kaldık.
Turan Karataş’ın iki yazısı yer alıyor bu sayıda. Biri ölüm üzerine diğeri ise her sayımızda olduğu gibi ‘Kitaplarda…’ başlığı altında.
Selçuk Küpçük’ün ‘Kendini Bilmenin Metedolojisi’ başlıklı yazısı Enver Ercan’ın geçen yıl yayınlanan Tasavvuf Seni Çağırıyor adlı kitabını konu ediniyor. Ama bir kitap yazısı boyutlarını aşan, tasavvuf üzerine önemli tespitler içeren bir metin.
Arif Ay’ın ‘Dergiler Arasında’ başlığı altında sürdürdüğü değinileri devam ediyor.
Mustafa Aydoğan’ın ‘Güncelin Tarihi Üzerine Kısa Notlar’ı, edebiyatın güncelini kısa notlarla tespit etmeye ve yorumlamaya çalışıyor.
Yazısaati başlıklı yorum bölümünde ve Okuma Salonu başlıklı kitap değini bölümünde yer alan yazıları da beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.
İyi okumalar…
M.A.
(Edebiyat Ortamı, 9. Sayı)
14 Haziran 2009 Pazar
İLK VE SON HARF/ Sadık Yalsızuçanlar
“Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe, kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş. Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış. Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş”
Bir şey bildiğimi söyleyemem ama bilebildiğim kadarıyla ilk harf elif idi son harf de elif.
Bu durumda elifle başlayan yine elifle biten bir kelime olarak lale, lael diye yazınca lale anlaşılmıyor. Lale Allah’tır, Allah da elifle başlar elifle biter. Güzel he ile biter gerçi, güzel he de bir nevi eliftir. Güzel he beni daima telaffuz ettiğimde büyüler ve içine çeker, orada kaybolurum. Güzel ve he. İki güzellik ve hafiflik birleşir. Dünyaya gelirkenki halimizi en güzel anlatan harf güzel he imiş gibi gelir bana. Saf, ağırlıksız, katışıksız bir şey… Dünyaya gelirken temiz geliriz. Keşke giderken de öyle gidebilsek. Bu mümkün müdür? Bazıları bunun mümkün olduğunu söylüyor. Bazı insanlar tanıyorum, güzel he gibiler. Yanlarında en küçük bir sıkıntı duymuyorsunuz. Güzel he gibi saf, ağırlıksızlar. Onlar sanırım ahitlerine bağlı kalıyorlar. Bebek gibiler. Doğdukları anı koruyorlar. İnsan bir ömür nasıl koruyabilir kendini? Harakani’nin duası böyle imiş. Allahım! Beni dünyaya saf, temiz gönderdin. Ölünce huzuruna beni dünyaya gönderdiğin gibi dönmek istiyorum.
Ne güzel bir dua değil mi? Bütün bir hayatı özetliyor. Hayatın özünü anlatıyor. Keşke sözlerimiz böyle hayatın özünü anlatabilse. Ama bizler kusurlu ve sınırlıyız. Dilimiz gönlümüzde ne varsa onu anlatıyor. Gönül deniz, dil kıyıdır, derler. Denizde ne varsa kıyıya o vururmuş. Yazarken bazen böylesi bir duruluk hisseder gibi oluyorum. Ama baştan sona bunu hissettiğim bir şey hiç yazamadım. Belki bunu yazmak için onca kelime israfı yapıyorum. Tek harfle yazmak. İlk ve son harfin elif olduğu bir şey yazabilmek.
Belki de bütün harfler noktadan doğdu. Elif, yedi noktanın üst üste gelmesiyle oluştu. Be örneğin, yan yana yedi nokta idi, uçları yukarı kıvrıldı.
Belki bizler de noktadan doğduk.
Her şey nokta idi, onu bizler çoğalttık.
Neyse…aynı şeyi dönüp dönüp anlatmanın bir manası yok.
Zaten, bu da bir hikaye değil.
Öylesine yazıldı.
(Edebiyat Ortamı, Sayı:7)
31 Mayıs 2009 Pazar
ESKİCİ DÜKKANI/ M.Mustafa COŞKUN
eskilerden kalma
yıpranmış değerli yada değersiz
herşey burada bir eskici dükkanının
kilitli kapıları ardında
her gün yeni bir hatıra kaybolur eskici dükkanında
eskilerden kalma bir saat vardı
yanıbaşımda sessizce tıkırdayan
hepimizin farklı bir hikayesi ve
farklı bir yaşamı vardı
ışıklar kapanınca ortaya çıkan
yan komşu eleni hanımın
yıllardır karşısında eskidiği aynada burada
çok eskilerden kalmış
eleni hanımın güzelliği hapsolmuş
cam parçaları arasına
geçen çok eski bir dostumuzu yolladık
kırıldı parçalandı önümüzde
boynu bükük bir şekilde ayrıldı
bin renk katardı durduğu yere
duvarlar şimdi daha bir hissiz bu eskici dükkanında
tozlu rafların içinde duruyoruz
her sabah baştan temizlenip
elbiselerimizi giyiyoruz
o kadar sahte ki dışımız
dokunsalar kırılmaktan korkuyoruz
akşam oldu yine
karanlık vurdu bu soğuk sessizliğe
gömüldük seneleri eskittiğimiz
cevizden oyma rafların dibine
kaybolup, unutulduk bu eskici dükkanının bir köşesinde...
(Edebiyat Ortamı, Sayı:8)
13 Mayıs 2009 Çarşamba
DUYURU: ÖDÜL TÖRENİ
Server Vakfı Edebiyat Ortamı 2009 Şiir Ödülü için 16.05.2009 tarihinde düzenleneceği belirtilen ödül töreni ileri bir tarihe ertelenmiştir. Ödül töreni için tespit edilecek yeni gün ve saat ayrıca duyurulacaktır.
Server Vakfı
02 Mayıs 2009 Cumartesi
EDEBİYAT ORTAMI'INDAN (MAYIS - HAZİRAN 2009, 8. SAYI)
Geçen ayımız yoğun geçti. Düzenlediğimiz şiir yarışmasına epey bir katılım oldu. 495 aday katıldı. Bunlar arasından seçim yapmak kolay olmadı. Özellikle son 71 aday bizi epey terletti. Hele son oniki aday arasından seçim yapmak iyice yordu. Dereceye girenleri belirledikten sonra kalan altı adayı da bir şekilde ödüllendirmek durumunda hissettik kendimizi. İyi şiirlerdi. Server Vakfı Başkanı ve jüri üyesi Mehmet Ali Bulut’un önerisiyle onlara da jüri özel ödülü verdik. Yarışmada yer almayan bir ödüldü bu. Başlangıçta düşünmemiştik. Ama iyi şiir, her zaman iyi ödüllere layıktır.
Ödüllere zaman zaman ağır eleştiriler yapılır. Yapıldı. Yapılsın! Bu eleştirilerin kendince haklı tarafları vardı. Ödül kurumları ve jürileri ciddiyetlerinden taviz vermedikçe bu eleştiriler boşluğa çıkacaktır. Önemli olan ciddiyettir. Samimiyettir. Şairin şiirle ilişkisinde ödülün aracılığına ihtiyacı yoktur. Bunu herkes bilir. Kabul eder. Şiir, şairin doğal refleksidir. Varoluş üslubudur. Hiçbir ödül bir insanı şair yapmaz. Ama marifetin iltifata tabi olması hoştur, güzeldir. Sevinç vericidir.
Ödül, önermektir.
Ödül, yüreklendirmektir.
Ödül, birlikte sevinmektir.
Şiir, birlikte sevinilecek bir şeydir.
İnsanın etik ve estetik kaygılarla, çabalarla, amaçlarla ortaya koyacağı her sanat ürünü saygıya değerdir. Ödül, bir saygı duyma biçimidir. Bunun bir ifadesidir. Gösterme biçimidir. Bunun yerilesi bir tarafı olduğunu kim söyleyebilir ki!
Bugünkü dünya düzenine itiraz etmenin, zulme, haksız yere öldürmelere karşı koymanın, masumiyeti ve saf kalışı savunmanın araçlarından birinin ödül mekanizmasının işlerlik kazanması olduğunu söylemek pek yersiz olmasa gerek. Nobel ödüllerinin dünyanın biçimlenişine katkıda bulunduğunu kim inkâr edebilir ki! Mesela bir Ortadoğu Edebiyat Ödülü konsa güzel olmaz mı! Ya da İslam Ülkeleri Edebiyat Ödülü. Ya da Dünya Edebiyat Ödülü vs. Çünkü ödül veren, öneriyordur. Kendi üslubuna alan açıyordur. Üslup, hayattır.
Ödül kazanan adayları dergimizin arka kapağında görebilirsiniz.
*
Bu sayımızda yer alan deneme, şiir ve eleştirileri severek okuyacağınızı umuyoruz. Usta kalemlerin ‘tükenmez’ kalemleriyle yazıldı bunlar. Açıcı, açıklayıcı ve belirleyici metinler… Sonsuza bir nebze sevinçle bakabilmek için.
İyi okumalar.
M.A.
